KISIK KISIK SESİNE MEFTUNUZ ORHAN ABİ

 

Büyük sanatçı Yurdaer Doğulu'nun oğlu Kenan Doğulu'nun Eurovision için Türkçe şarkı isteyenleri geri kafalı olarak gördüğünü buyurduğu, Dünya çapında prodüktör Ahmet Ertegün'ün öldüğü, adeta bir Gencebay belgeseli olan Hayatımın Kadınısın'ın perdede arz-ı endam ettiği, hiç kayda değer bir albümün çıkmadığı Aralık ayı tam bu halde bitiyor derken muştumuzu son anda aldık. Orhan Gencebay yeni albümünü sonunda biz Gönül Dostları'na sunabildi.

 

İlk duyuruya göre albüm 25 Aralık'ta piyasada olacaktı. Saatlerimizi buna göre ayarlamamız gerekecekti lakin bir gün evvel bir açıklama geldi ve gelen yoğun siparişten dolayı ek baskı yapılıp öyle dağıtılacağı bildirildi. Bu süre içerisinde Orhan Gencebay, albümden iki adet şarkısını Popstar Alaturka programında okudu. O dakikadan sonra Gencebay'la ilgili ne kadar forum sitesi varsa yorumlarla doldu taştı. Büyük ölçüde beğenilmeyen bu iki şarkıyla beraber herkesin kafasında soru işaretleri belirmeye başladı. Acaba bu albüm de beklenen patlamayı getirmeyecek miydi? Acaba yine Dil Yarası albümünün akabinde gelen o durgun süreç işleyecek miydi? Ben kendi adıma ne programı ne de hemen sonrasında görüntülerin verildiği internet sitelerine bakmayıp değerlendirme için albümü elime alma sabrına giriştiğim için yorumlara bakmakla yetindim. Tarihler 27 Aralık'ı gösteriyorken ve Saddam Hüseyin'in "infaz" tarihi konuşuluyorken benim elimde Baba'nın son CD'si tüm haşmetiyle duruyordu. Yargısız İnfaz artık benimdi.

Orhan Gencebay albümlerini diğer piyasa albümlerinden ayıran önemli farklardan biri kesinlikle tüm şarkıları defalarca dinleyip öyle değerlendirmek gereksinimidir. Ne hemen harika demek ne de hemen berbat yaftasını yapıştırmak optimum sonuçları verir. Çünkü birazdan da bahsedeceğim gibi O'nun albümleri hep diğer albümleriyle bağdaşıktır. Ya diğerlerindeki denemelere eklenen bir şeyler vardır ya da toptan terkettiği vaziyetler mevcuttur.

 

İş bu durumda orkestrasyondan (ya da albümün orkestral ahkamına yetecek bir topluluk barındırmadığından enstrümantasyonundan) bahsetmek için öncelikle bağlama ailesinden başlamak gerekir. Eğer bir halk müziği sanatçısı olsaydı çoktan Türkiye çapındaki en iyi bağlama ustası olarak bilinecek Gencebay, bu albümde adeta bir kendi-devrim yapıyor ve albümünde ne elektro ne de grup bağlama kullanıyor. Bunların yerine çok yakın bir zamanda tüm müzikologların gündemine girecek Divane adlı Türk beratlı bir çalgıyı albümde başat olarak kullanıyor. Divane gibi hem ud hem lavta hem de bağlama ailesinin seslerini tek başına verebilecek bu aletin tüm avantajları da albüme yansıyor

Enstrümantasyonun bir diğer noktası da her albümde büyük bir dikkatle serpiştirilen renk sazların bu albümde yer bulamaması. Orhan Gencebay bunun yerine tüm konsantrasyonunu davul programlarına ya da solo baterilere ayırıyor ki bu da yıllardır yapmaya çalıştığı daha batıda eserlere rahatlıkla eklemlenmesine yol açıyor. Ayrıca diğer albümlerde birer deneme objesi olarak kullanılan klarinet de daha oturaklı daha usturuplu çok ön planda olmadan ama şarkıların tüm yoğunluğunu verecek bir düzeyde albüme dağılıyor. Bu hususta kendini çabucak tükettiren Hüsnü Şenlendirici yerine Kirpi namlı Bülent Altınbaş'ın stüdyoya girmesi de başka bir artı puan sağlıyor.

 

Makamsal anlayış bakımından diğer albümlere göre çok fazla bir fark yok. Yine segah ve nihaventin domine edildiği parçalar hakim ama tarz olarak bu kez istenilen mozaiğe ulaşan bir albüm olduğu bir hakikat. Bundan bahsedebilmek için albümdeki şarkıların arasında gezinmekte yarar var.

 

Bu albümde ilk bahsetmek istediğim şarkı benim için son yılalrda yapılmış en iyi Gencebay şarkılarından biri konumuna ulaşan Yeneceğim Kendimi'dir. Birçok rock albümünün çıktığı son aylarda bu albümlerin sahipleri tarafından bile uygulanamayan "Türk işi rock" meselesini 62 yaşındaki Orhan Gencebay çözmüş üstüne üstlük işin daha da tepesine çıkarak müziğe verdiği önemi güfteye de yayarak bir başka alternatif Gencebay zirvesine imza atmış. Muhteşem elektrogitar sololarının yaylılarla desteklendiği orta kısım 80'li yılların tüm rock gruplarının yapıtlarındaki soundu bile toptan ezmiş geçmiş.

 

Albümde denenen bir başka tarz da hani Anadolurock diyemesek de Batı soundunda işlenen türkü modellerine uygunluğu tartışılmaz besteler olmuş. Söylenmedik Söz Kalmadı'da, Gönül Dağı ve Sevenlere Saygı Kalmamış şarkılarında işlediği gibi  İç Anadolu tavrını ustalıkla ortaya koymuş. Elbette bu şarkıda divanenin de önemli bir payının olması yukarıda bahsettiğimiz avantaja örnek teşkil etmiş. Yine aynı stilde ama biraz daha Hint mevhumunda işlenen Besmeleyle Başla da Gencebay'ın türkü bazlı eserleri klasmanına rahatlıkla girmiş. Her iki şarkı da birbirinden başarılı diyebiliriz.

1980'li yıllarda denediği daha hareketli ve sevgiliye övgü temalı şarkıları son yıllarda biraz daha piyasa işi yapsa da bu albümde de en azından oturaklı bir iki örnekle sunmuş bizlere. Bunlardan biri Gencebay tarafından albümün lokomotifi olarak sunulan Gülünce Daha Güzel isimli şarkı. Sözleri ve yapısı itibariyle biraz "sevimli" dursa da albümün taşımaya yetecek numaraları var mı? Olayın burası tartışılır. Eğer bu albümün tanıtım görevlisi ben olsaydım büyük bir risk alarak Yeneceğim Kendimi şaheserini ön plana çıkarırdım. Gülünce Daha Güzel'e eşlik eden bir başka şarkı da benim vasatın altında bulduğum tek şarkı olan Güneşimsin. Bu şarkı gerçekten de böylesi bir albümde yer almamalıydı diye düşünüyorum.

 

Klasik Orhan Gencebay tarzı diyebileceğimiz ama eskisi kadar da Arabesk etiketini rahat rahat yapıştıramadığımız şarkılar da albümün kitlelerce daha çok tercih edilmesine muhtemel sebepler olacak. Bunların başında albüme adını veren Yargısız İnfaz var. Oldukça sağlam bir ud-klarinet atışmasıyla başlayan bu şarkı bir önceki albümden Seven Affeder'in gördüğü ilgiyi katlayacak gibi. Yargısız İnfaz ayrıca albümün adı da olduğu için başka türlü bir değer sahibi. Kanaatimce bir önceki albümün adı olan Yürekten Olsun'la birlikte biraz maço bir görünüm arz etse de şarkılar dinlendiği vakit o imajın silinebileceğini düşünüyorum.

 

Yine uzun yıllar bolca dinlenebilecek ve müzik tarihimize başarısıyla adını yazdıracak bir başka şarkı da Sensin Benim Çilegahım. Albümde Cemal Safi'nin yokluğundan dolayı oluşan negatif durumu rahatlıkla pozitife çevirecek sözlere ve zamanla dillere pelesenk olacak bir ezgiye sahip bir şarkı. Bunun dışında benim öyle süslü cümlelerle övmeyi düşünmediğim ama sevenleri tarafından oldukça beğenilen  Mübarek isimli şarkı yine bu klasmana uygunluk gösteriyor.

 

Bu albümde vasatın altında tek bir şarkı vardı o da Güneşimsin. Onun dışında vasat çizgisini teğet geçen bir şarkı da mevcut. Sanırım adı Sevim Emre ile özdeşleşecek olan Bugün Senin Doğum Günün. Sağlam bir altyapısı olmasa bu şarkı da o denli değer bulamayabilirdi kanımca.

Orhan Gencebay sayesinde benim bayramım da yeni yılım da mutlu başladı, umarım siz okuyucularım da bu bayramı ve yeni yılı mutlu ve sağlıklı geçirirsiniz. Biz yine kısık kısık seslere (acaip) meftun oluruz.

Kervan Plakçılık, yine, sundu.

 

(www.kadrikarahan.net sitesindeki köşemde yayınlanmaya başlamıştır)

 

 

Yorum Yaz